Özetle İsvicre anlatılmaz yaşanır(daha doğrusu bir yerde durulmaz sürekli gezilir).
Kafamızdaki düzenli, streril ve medeni Isvicre imajı doğru çıktı. Ama sürprizler de yaşamadık değil. Birincisi Heidi'nin koşup oynadığı çayırlar, bayırlar ve biblo gibi köyler gerçekmiş ve hala sapasağlam ayaktalar! Ikincisi ise Isviçre devletinin rahatlığı. Ülkeye girerken pasaport kontrolu yapılmadı bile, İsviçrenin yakında Shengen'e girecek olması bir etken herhalde ama o zaman neden İsviçre vizesi aldık ki diye düşünmeden edemiyor insan :) Sonuncu sürpriz de insanların sıcakkanlılığı ve yardımseverliliği idi. Gittiğimiz yerlerde ana dilin sürekli değişiyor olması hiç sorun olmadı, çünkü herkes çatır çatır Ingilizce konuşuyordu.
Aklınıza gelebilecek (ve gelemiyecek) her çeşit taşıma aracına bindik. Gölleri aştık, dağların içinden, altından, üstünden geçtik. Binlerce metrelere tırmandık. Dört mevsimi yaşadık, suyun bütün hallerini (yağmur, kar,buzul) ve oluşumlarını (nehir, dere, göl, şelale) gördük. Doğaya doyamadık.
İsviçreye gideceklere naçizane önerim, Fondue'nün dikkatli miktarda tüketilmesidir, fazlası laktoz fesatına sebep olmaktadır :)