Narvik'ten Svolvaer'e olan otobüs yolculuğu çok güzeldi. Tabii ki adalara otobüsle gitme fikrine o kadar da sıcak bakmıyordum. Ana karadan kopma anını tam olarak yaşayamıyorsunuz. Yine de koprulerden, tunelleden geçerek bir adadan diğerine yolculuk etmek de hoştu. Küçüğünden büyüğüne güzel koylar, bulutları delip geçen dağlar ve durgun sular. Benim yaşadığım şehirlerde deniz hep dalgalıdır, suların sakin olduğu sabahın erken saatlerinde bile hep bir hareketlilik vardır. Burada okyanus kıyılarında dolaşıyoruz ama sular sakin, sanki uykuya dalmış gibi. Aynı zamanda her yerden su fışkırıyor. Kafanızı sağdan sola çeviriyorsunuz, bir şelale. Çok kısa bir süre sonra tekrar bir şelale daha ve bu böyle sürüp gidiyor.
Bir ara bir durakta gelen gemiden binecek yolcuları bekliyorduk. Uzaktan usul usul yanaşan gemiyi gördüm. Öyle yavaş bir şekilde durgun suları yararak kıyıya yanaştı, yarattığı o hafif dalgadan dolayı kıyıdaki sular o kadar yumuşak bir şekilde yükselip geri çekildi ki, resmen içim bir hoş oldu. Aşık olmak gibiydi sanki...
Svolvaer sevimli bir tatil kasabası gibiydi. Yine de benim arzu ettiğimden daha büyük ve kalabalıktı. O yüzden adalar arasındaki yolculuğuma devam edip Stamsund'a geldim. Bu minnacık balıkçı kasabasında yine eski bir balıkçı evinden çevrilmiş hostelime ulaştığımda aradığımı buldum. Hostelin önündeki iskeleye ilk çıktığımdaki manzara ve yeni balık avlamış genç İtalyanların sevincini hiç unutmam herhalde.
Hostelin sahibi eski ve pasaklı bir balıkçı :) Bütün ömrü boyunca Lofoten'de yaşamış ama mükemmel İngilizce konuşuyor. Biraz balık, biraz ayakkabı tamiri hakkında konuşuyoruz. Hafif deli ama çok zeki balıkçı beni bir sürü insanla tanıştırıyor. Hiç ummadığım bir yerde bir sürü insanla dialog kuruyorum :)
Buradayken bir anda farkettim ki Noveç'te bu güne kadar tanıştığım biçbir gezgin Türkiye'ye gelmemişti. Onları uzak tutan sebebin sıcak olduğu geliyor akla ilk bakışta ama bütün sebep bundan ibaret midir tam emin değilim.
Yarın Lofoten gezim devam edecek. Hava bayağı serin, mutfaktaki kuzinenin başında ısınıp, yorganın altına girmek en iyi çözüm. Şu anda İstanbul yanıyor, bense burada cidden üşüyorum :)
Posted at 10:23 PM | Permalink | Comments (0)
Tırmanış devam ediyor, çok güzel bir uçak yolculuğu sonrası, Narvik yakınlarındaki Evenes havalimanına iniyoruz. Bu uçak yolculuklarının en güzel anı, kapıdan çıktığınızda yüzünüze çarpan havanın nasıl olacağını merak ederek dışarı ilk adımı attığınız andır. Serin bir bahar havası, şimdiden ormanın içindeyiz etrafta pek yerleşim var diyemem. Narvik'e kadarki 1-2 saatlik yolculuk sırasında da koylarda ufak köycükler vardı, onların da yazlık oldukları belli.
İnsanlar da çok daha rahat ve sevimli, hostele ulaşana kadar çok yardımcı oldular. Hostelim de sevimli, eski tren işçileri barakalarından hostele çevrilmiş sanki. Narvik önemli bir demir madeni kaynağı, 2. Dünya savaşında da bu yüzden Almanların bayağı bir ilgi odağı imiş. Şehrin yerleşimi de bir acayip. Maden neredeyse sehrin ortasında diyebilirim. Gece boyunca trenler gelip gidiyor. Burası aynı zamanda, Norveç'teki tren hattının en kuzey noktası. Tren hattında devam ederseniz güneye inmeye başlayıp İsveç'e geçiyorsunuz. Ne yazık ki akşam üstü ulaştım buraya, çevrede çok güzel dağlar var ama gezmeye çıkmak için çok geç. Ben de güzel bir yemek yapıp, beyaz gecede şarap eşliğinde bahçede yemeğimi yiyorum. Karşımda görkemli bir buzul, hava seriiin :) Aşağıdaki fotoğraflar kaldığım hostelden akşam saat 9, 11 ve sabaha karşı 2'de çekildi.
Çok üşüyünce içeri kaçıyorum, Yunan ve Alman iki çiftle muhabbet ediyoruz. Gezginler arasında önce nereli olduğun sorulur, sonra da nerden geliyorsun nereye gidiyorsun, rota uzun uzun anlatılır. Genelde çok iyi bir sohbete başlangıç konusudur ama bazen de çok sıkılırsınız bu muhabbetten :) Bugün halimden memnunum, ayrı ayrı konuşuyoruz. Yunan çift yaşça daha olgun bir çift, muhabbet komşuluk, ekonomik durum, vize konularına geliyor hemen. Onlardan dinlerken hoşuma giden iki anektot ise gezi ile ilgiliydi. Birincisi iki yıl ara ile gittikleri İzlanda'da hayatın 3 katı pahalandığını görmüşler. İkincisi de bir hafta önce kuzey kutbuna bayağı yaklaştıklarında yaşadıkları. Svalbard'da güneşin hiç batmadan tekrar yükselişini nasıl izlediklerini atlattılar, nasıl kar yağdığını :)
Sabah hep birlikte Lofoten'e gitmek üzere geceyi sonlandırıyoruz. Havanın kararıp kararmadığını bilmiyorum yani :)
Posted at 10:09 PM | Permalink | Comments (0)
9. gün
Oslo'da bir gün geçirdim. Müzelerini gezdim, yürüyüşler yaptım. İnsanlarını ve gelen turistleri izledim. Bakalım burada gördüklerim ile Norveç'in geri kalanında yaşadıklarım arasında ne farklar göreceğim.
- Üç müze gezdim. Biri Viking Gemileri Müzesi, diğeri Folk Müzesi ve son olarak da Ulusal Galeri.
- Viking gemileri beklediğim gibi çok büyük değillerdi, ama çok güzel işlenmiş ve zariftiler.
- Folk müzesi ise tam bir Pazar mekanı. Havanın güneşli olması da çok iyi denk geldi. Ülkedeki Vikinglerden kalma farklı dönem ve bölgelerdeki ağaç evleri bu kocaman açık hava müzesine toplamışlar. Pazar günleri yöresel kıyafetleri ile insanlar içinde dolaşıyor, yemek yapıyor, müzik çalıp dans ediyorlar. Aynı zamanda Norveç için çok önemli olan ahşap kliselerden birini de getirmişler. Ahşap güzel malzeme, sadece göze değil buruna da hitap ediyor :) Ulusal kıyafetler, 16 ve 17.yy'da Oslo'da yaşam, 50'lerde Oslo'do yaşam ve Sami tarihi ile ilgili sergi içinde sergiler de vardı.
- Ulusal galeri de ise Munch'un Çığlık'ında olduğu gibi acı var. Norveç'in çok uzak olmayan geçmişindeki zorluklar, çekilen yokluklar genel havaya hakim. Bugüne göre çok tezat görüntüler tabi. Şu ana kadar ki gözlemim insanların depresif olduğu açıkçası. Ama bana zarif insanlar gibi geldi. Kafamdaki soğuk ve mutsuz kuzeyliler imajına uyduğu için pek şaşırmadım, orada yaşayan göçmenleri ise pek neşeli gördüm :) Şehrin havasını dengeliyorlar diyebilirim hatta.
- Şehirde güzel bir gün geçirdim diyebilirim, kalesini gezdim, parklarında dolaştım. Bir önceki günkü festival alanında yemek yedim :) Akşam güneşine saklıyordum Vigeland Parkını. Ne de olsa gece 10'da ancak hava kararmaya başlayacak, tadını çıkaracağım. Gerçekten de çok güzel bir parktı. Heykeller insani duygu ve durumları göstermek için tasarlanmış, bana anlamlı geldi gerçekten de. Yaşlıların dahil olduğu heykeller özellikle bana çok dokundu. Dikili taşın karşısına oturduğumda belki yorgunluktan, belki de yediğim yemekten müthiş bir uyku bastırdı. Güneş de eğilmiş, yumuşar bir meltem, dalıverdim uykuya. Bir saat kadar uyumuşum, uyandığımda insanlar hala batmayan güneşin tadını çıkarıyor, çevremdeki heykellerle poz poz fotoğraf çektiriyorlardı.
- Turistlerden ise en şaşırdıklarım Ruslar, aslında yakın ülke, görmek çok şaşırtıcı değil tabi ama nedense Ruslar'ın güneye gideceklerini düşünmüşüm demek ki. Bir de sokak müzisyenleri var ki pek güzeldi. St Petersburg'dan gelen müzisyenler, Oslo'ya sahip olmadığı ama çok yakışan bir arka plan kazandırmışlar.
- Gece odamda yalnız yarını düşünüyorum, uçakla daha da kuzeye gidiyorum, Narvik'e. Oradan Lofoten adalarına geçeceğim. Okyanusta yaşam, adada yaşam. Narvik'in ise ayrı bir hatırası var benim için. Çocukluğumda hem Narvik'ten hareket eden gemilerin yaptıkları yolculukları duyardım televizyonda. Aynı zamanda ikinci dünya savaşının önemli hedeflerinden biriydi Narvik.
- Küçük Kurbağa kuzeye devam ediyor :)
Not: Belirtmek isterim, bu iki fotoğrafı ben çekmedim.
Posted at 12:21 AM | Permalink | Comments (0)
8. gün
Bugün kuzeye yolculuğuma devam edeceğim gün. Amacım mümkün olduğunca çabuk kuzeye çıkmak ve sonra sallana sallana inişe geçmek.
- Oslo'ya yapacağım uçuş için S-Bahn ile havaalanına gidiyorum. Yolda ilginç gelen, sivil kıyafetli bir gizli denetçinin bilet kontrol baskını oluyor. Böylesini ilk defa görüyorum. Geçerli bileti olmayanların anında kredi kartından cezasını çekiyorlar :) Bu konuda dolandırıcılık yapıldığını duymuştum ama kim bilir bu amcalar gerçek miydi?
- Uçakla başka bir ülkeye gidiyorum ama trende yapılan kontrolden daha fazlası yapılmıyor :)
- Ryanair ile yaptığım bu yolculuk çok komik geçti, kendimi Şener Şen filminde gibi hissettim.
"en iyi cilet budur!! dünyanın bütün meşhurları bununla traş oluyor. ingiltere kralı, rahmetli başkan kenedi, taçsız kral pele, bakenbauer, kaleci mıyer, nadya komanaçi, biricik bardo, fenerbahçeli cemil!! hepsi şöhretlerini bu bıçağa borçlular!"
Öncelikle kaybettikleri bir yolcunun uçakta olup olmadığını sordular. Sonra pilotlar bu uçakta sigara içilmez, gerçekten şaka yapmıyoruz yani diye duyuru yaptılar. Daha sonra dumansız sigara diye ürünü satmaya çalıştılar ki hala pilotlardan bahsediyorum. En son olarak da boş durmayın Norveç'in en çok kazandıran lotosunu oynayın diye hostesler tek tek hepimize loto kartı satmaya çalıştılar :)
Güzel bir uçuş ve sallantılı bir inişten sonra uçaktaki herkesin dengesi bozulmuş olacak ki, sadece Türk yolcuların yaptığı bir şeyi yapıp, iniş sonrası pilotları ayakta alkışladı yolcular :)
- Oslo yakınlarındakı Rygge kasabasına ulaştığımız anda çok güzel bir ülkeye geldiğimi hissettim, havada insanı sarhoş edicek güzelikle çiçek kokuları, yumuşak bir hava ve ucu bucağı gözükmeyen raylar vardı.
- Oslo'ya ulaştığımda akşam üstü olmuştu. Hemen küçük ve sevimli bir şehre geldiğini anlıyor insan. Aslen askeri okul öğrencileri için kurulmuş, bu yüzden çok düzenli hostelime yerleştikten sonra yeni tanıştığım Çinli arkadaşımla akşam gezmesine çıktık. Yeni opera bınasının karşısına kurulmuş açık hava sahnesinde Oslo'lular opera izliyorlardı. Binanın tasarımı nedeni ile çatısı da açık hava parkı gibi iş gören binanın karşısında denize kurulan bir platformda açık hava gösterisi izlemek hoş bir olay kesinlikle.
- Gezimize devam edip gezebildiğimiz kadar gezdik, Aker Brygge denen denize doğru uzanan yeni yaşam bölgesinin mimarisini ben çok sevdim.
- Konuşkan arkadaşım sayesinde Çin ve Avrupa'daki Çinliler hakkında çok şey öğrendim.
- Açlığımız ağır basınca limana yakın Asya Festivali aklımıza geldi ve bir güzel karnımızı doyurduk. Norveç'teki ilk gecemde tatlı ekşi soslu tavuk ve safranlı(veya körili, sarıydı yani) pilav yemeği planlamıyordum ama doğrusunu soylemek gerekirse pahalılık daha ilk dakikadan bizi sersemletti :)
- St. Petersburg'dan gelen oda arkadaşlarımız ile Norveç hakkında muhabbet ettik. Yol boyunca Rusya'daki büyük orman yangınlarını duyduğum ilk gün o gündü. Daha sonra bu yangınların o kadar büyük olduğunu duydum ki, birçok gezgin ulaşım sekteye uğradığı için ülke kapılarından Baltık ülkelerine dönmüş.
- Ertesi gün yalnız başıma Oslo'da bir gün daha geçirmeye karar verdim.
Posted at 12:14 AM | Permalink | Comments (0)
7. gun
Berlin gezim ne diyeyim cok kisa idi. Yine de cok heyecanlandigimi rahatlikla soyleyebilirim. Ozet olarak, mutlaka gidilmeli ozellikle 20'lerindeki herkesin mutlaka gidip gormesi lazim bu dunyayi.
- Tren yolculugu derken, aman pasaport kontrolu de yapmadilar derken, saril saril yagmur yagan bir vakitte Berlin'e ulastim.
- Istasyon ve sehir ici trenleri gorunce anlamaya basladim olayi da, Dogu Berlin'e gittigim zaman gercekten iddia edilen dinamizme hemen inandim. Sehir yenileniyor, hemen hissediyorsunuz. Kriz sureci nasil etkiledi bilmiyorum ama ozellikle halen tezatligin hissedilebildigi Dogu Berlin tarafinda eski ve yeniyi yan yana gorunce daha iyi anlasiliyor.
- Kalacagim yer Dogu Berlin tarafinda (soylerken bile insana heyecan veriyor :) ), Frederikshavn bolgesinde. Aklimda soguk savas donemlerinin Berlin'i imaji kalmis, halbuki kac yil gecti, onun ustune o kadar film izledik. O yuzden heyecanli geliyor herhalde. Sokaklarda bir gezeyim dedim ve gozlerime inanamadim, hersey o kadar ucuz ki :) Bu gezi sonrasi bir daha pahali ulkeye gezi yaparasam iki olsun, ama muhtemelen olmayacak.
- Bu bolgede sokaklarda 2 gun boyunca belki 2 tane yasli insan gordum, her yer genc kayniyor. Her hafta sonu Avrupa'nin dort bir yaninda toplaniyorlar, parti yapiyorlar ve kendi evlerindekinden daha az harcamis bir sekilde evlerine donuyorlar. Parti yapmak disinda en buyuk eglence, sokaklara serpistirilmis kabinlerde, seri polaroid resim cektirmek. :)
- Yine dogu tarafindaki tren istasyonlari cok guzel, soguk savas havasini koruyor sadece modernize etmisler.
- Klasik bir Berlin turu yapayim yine de dedim, unlu 100 numarali otobuse atlayip sehrin temel turistik noktalarini gezdim. Iclerine giremedim vakitsizlikten ama parklari, buyuk anitsal binalarin etraflarini dolastim.
- Eski Dogu Berlin meydanlari da alisveris merkezine donusmus resmen, kocaman billbordlar, magaza isiklari, meydanda muzikli, yemekli icmeli sosyal olaylar.
- Gece coktukten sonra yemek icin(bu kadar ucuz yerde marketten beslenmeyecegim tabii ki), Lonely Planet'ta onerilen bir "Anadolu" yemekleri restoranina gittim. Guzel agirladilar beni, sarma ve sigara boregi yedim :)
- Burada yapacak cok sey var, kesfedilecek kocaman bir tarih ve eglence dunyasi onunuzde uzaniyor.
Aklimda baska seyler oldugu icin yeterince dikkat veremiyorum bu sefer, bir dahakine artik.
- Kucuk Kurbaga Kuzeye devam ediyor...
Posted at 11:20 PM | Permalink | Comments (0)
6.gun
Amacim Interrail Pass'i alip Berlin'e gelmekti. Biraz kararsizlik ve halsizlik yuzunden gec kaldim ve bugun yola cikamadim sonuc olarak. Ben de tatil yapayim bari dedim :)
Biraz yolculuk planlari yaptim ama en cok Zurih'in sokaklarinda gezdim de gezdim. Isvicreliler ile muhabbet ettim. Guzel bir gundu yani.
Guzel bir gezide doga, sehir, konum, hava bunlarin hepsi cok onemli ama insan faktoru geziyi unutulmaz yapiyor gercekten, kisisellestiriyor ve hatta.
- Isvicre'nin dilleri, ic ice gecmislik ve yeni kelimelerin turemesi.
- Insanlarin cok kolay olusu, guler yuzluler. Nezakete fazlasi ile karsilik veriyorlar. Bedavaya muze gezdim sirf bu yuzden.
- Kendilerine gercekten bir hayal dunyasi yaratmislar, ne kadar dunyali veya temiz o tabii tartisilir.
- Kozmopolitlik. Bana sigorta bile satmaya calistilar.
- Tahmin edilecegi uzere cok da pahali. Bu gezide dunyaninen pahali 2 ulkesini secerek kendi sinirlarimi bayagi zorladim tabi. Ama bundan sonraki gezilerde icim hic yanmayacak artik para yuzunden :)
- Gece tekrar yagmur basladi, ben de sokaklarda gezerken popuer bir sinemanin onnda buldum kendimi. Degisik bir deneyimdi benim icin, ruya icinde ruya gormek ustune kuruluydu. Ben de boye hissediyorum aslinda kendimi :)
- Bir sonraki gunku amac Berlin, ne bulacagimi bilemiyorum. Tek bildigim Berlin'de degismeyen tek sey degisimin kendisi imis :)
Posted at 03:28 AM | Permalink | Comments (0)
5. gun
Bugun Swiss Pass'imin sonu gunu, gol gezisi yapmadan bitirmek istemedim. Ayni zamanda gunlerdir birer saatlik parkurlarda yuruyusler yapiyordum, biraz daha ciddi birseyler yapmak istedim. O yuzden Luzern'e gittim, Pinar'la yillar once daglarina tirmandimiz sehir.
- Bilmiyorsaniz da benden duymaktan bikmissinizdir, herseyin "Swiss" adi altinda markalanmasi gibi bir durum soz konusu. Adam marketteki atom marula bile "Swiss Quality" diye damgayi vuruveriyor.
- Velhasil, "Swiss Path" diye bir yuruyus rotasi var, Luzern golleri cevresinde. En unlu yuruyus rotasi imis Isvicre'nin.
- Luzern'den "William Tell Express" botuna atlayip 2 saat suren bir yolculukla rotanin sectigim bir noktasina geliyorum. Gol o kadar buyuk yani.
- Bu arada William Tell efsanesi (muhtemelen uydurma birsey cunku), Almanlara karsi verilen kurtulus mucadelesini anlatiyormus. Bana sevimli gelen adinda William Tell gecen bir ulasim aracinda iseniz, mutlaka buharli oluyor.Bu Tell amca oku ile adamin basindaki elmayi vuran amca miydi tam hatirlayamadim. Rossini'nin onun adina bir eseri vardi ama, atlilar dortnala gidiyor gibi idi yanlis hatirlamiyorsam.
- Buharli gemimiz ile ilerler iken Isvicre'nin kuruldugu ufak yarimadayi da ziyaret ediyoruz. Gecen gun demistim ya 1 Agustos Ulusal Bayram diye. Iste yarimadanin gozden uzak bir kosesinde 3-4 beylik(iste bunlara kanton diyorlar) toplanmis, artik boyle olmaz gelin guclerimizi birlestirelim ozgurlugumuzu alalim demisler. Gel zaman git zaman birkac bey daha katilmis, su anki hallerine yakin bir duruma gelmisler,ozgur olmuslar. Sonra bakmislar, konjuktur degisiyor, taraf tutarlarsa diger tarafin elinde kalacaklar, biranda tarafsiz oluvermisler. Bu soyledigim birkac yuzyil icinde oluyor tabi. Kurulus 1300'lerde. Bizde de 1299'dur ya Osmanli Devletinin kurulusu, nerden nereye dedim icimden.
- Swiss Path'in olayi da su, kurulus olayini anmak icin bir yol yapalim bu tarihi ve dogal guzelliklerin oldugu bolgede, butun kantonlar nufuslari kadar temsil edilsin denmis. Vatandas basina belirli bir santim ayrilmis ve 35km'lik bir yol olusmus. Ben yaklasik 8km'sini yurudum, tabii ki en kolay olan kismini, yine de cok guzeldi gercekten.
- Aksam son dakikalarimi Zurih'te gol gezisi yaparak tamamladim. Yanimdaki Amerikali kizlar, Tina Turner'in evini gosterdiler :)
- Niyetim bu gecenin veda gecesi olmasiydi, o yuzden Pinar'la da gittigimiz Nacht Flute cafeye gittim, artik beni tanir hale geldiler. Hangi sarabi icecegimi de biliyorlar, soylenisini ogrendim ama yazilisini bilemiyorum, ogrenip yazacagim.
- Amacim, Interral Pass'i alip, ertesi gun tren ile Berlin'e gecmek.
Posted at 03:15 AM | Permalink | Comments (0)
4. gun
Uzun bir yolculukla Bati Alplerini asacagiz bugun, Bernina Express'in tam ters yonu yani. Bu tur Isvicre'nin en populer turuymus. Tren agzina kadar dolu yani. 1 Japon cift ve 1 Alman ile birlikte seyehat ediyoruz.
- Yollar yine ruya gibi tabi ama buzullari cok uzaktan gorebiliyoruz, biraz hayal kirikligi oldu bende tabi. Ben diyeyim 20 siz deyin 30, cok var yani ama hep uzak.
- Komsularla muhabbet, bu Japonlar cok komik vesselam.
- Bu tren de acilabilen pencere de yol, yoldaki birkac durakda kafayi uzatmaya calisiyorum o kadar, tam anlamadim yani.
- Alpleri astiktan sonra Valais kantonuna geliyoruz. Burasi onemli bir yer. Iklim, Fransa'daki Bordouex'ya benziyormus. Her yer bag kapli. Evleri Bati Karadeniy evlerine benzettim, koyu agac kaplama ve tas temelli. Evlerin catisi tas gibi plakalarla kapli.
- Bu bolge koyu Katolik. Papayi koruyanlar da Isvicreli, belli yasa gelmis, inanci tam, saglikli erkeklerden seciliyormus zaten.(Ifadeler bana ait degil)
- Dil coklugu yine dehsete dusuruyor beni, cumleye Almanca baslayip Fransizca bitiriyorlar. Bir insan en fazla kac dil bilebilir acaba, arastirmak lazim.
- Bolge cok sarap uretiyormus ama Isvicreliler kendi saraplarini icmekten satamiyorlarmis. O yuzden de taninamiyorlarmis.
- Sonun trenin son duragina ulastik, Zermatt. Unlu, jet sosyete mekani bizdeki Turkbuku yani.
- Buzul olayi beni kesmedi, Swiss Pass'im sagolsun dedim bir zirve yapayim. O an icin en uygun rota Gornergrat'a basladik cekmeli tren ile cikmaya, hedef 3100m.
- Tirmanis pek gusel, hava yavas yavas soguyor. Insanlar, merdiven cikar gibi tirmaniyorlar tabi,dag patikalarinda trafik var yani neredeyse, biz onlari sollayip devam ediyoruz. Zirveye ulastigimizda karsimda 3-5 tane buzul dizilmis. Unlu Matherhorn zirvesi de onlardan biri. Aman tanrim, hala aklima geldikce urperiyorum. Su anda yaz olmasina ragmen inanilmaz buyuleyici bir mekan. Sessiz ve soguk, sicaklik 10C'nin altinda.
- Sacma tabi ama biran kendimi kasif gibi hissettim, oyle bir ihtisam yani. Ciktigimiz yerde, teleskop, gozlem merkezi vardi. Luks otel ve restoran da tabi, ne de olsa jet sosyetenin mekani.
- Biraz yuruyus yaptim, tas toplama, fotograf... 1 saat gecti, sonra usumeye basladim tabi, trenle gerisin geri indim. Buzullara dokunamadim, onlar karsi zirvede idi. Matterhorn'a cikan teleferigi ayarlamak lazimdi, o kadari da kalmis oldu.
- Bu arada Isvicre halkina yurumek yetmiyor tabi, o zirveden dag bisikletleri ile kendilerini asagiya birakiyorlar. Nasil kontrol ediyorlar bisikletleri hala anlayamiyorum :)
- Bu arada evlerin catisinin neden tas oldugunu anladim, topladigim tas ornekleri birbirine yapismis plakalar gibi. Uygun bir mudehale ile plakalar halinde islenebiliyorlar herhalde kolaylikla. Dogal ve kolay malzeme ornegi.
- Zermatt koyunu gezmeye basladim inince. Gercekten cok sevimli, motorlu araba yasak. Etrafta elektrikli arabalar var sadece.
- Lokal sarap ve yemek denemek icin, cuzdanima uygun yer ariyorum ve bizim salas balikcilarinkine benyer bir yer buluyorum.
- Yemek : Raclette - Haslanmis patates, erimis peynir ve tursu ile servis ediliyor. Sarap: Fendant
- Masami biraz asagida oturan dag koylusu bir amca ile paylasiyorum. Oduncu gomlegi, izci gibi baglanmis bir esarp ve coook uzun bir sakal. Almanca Fondue ve Raclette nasil yenmeli onu anlatiyor bana. Arada anliyor musun diye soruyor, anlamiyorum tabi. Oy oy diyip susuyor, sonra tekrar basliyor. Birlikte birer kadeh sarap bitiriyoruz, bizim konusmalari dinleyen herkes guluyor. Guzel bir sekilde ugurluyorlar beni :)
- Allah allah, tren 3 dakika gecikti :) Bu cok siradisi bir durum Isvicre icin. Gecen gun Zurih banliyolerinde gezerken, tren 1,5 dakika gecikti diye istasyonu terketmeye basladi halk, ben kipirdamadim tabi. "Swiss Travel System"diye bir kavram yaratmis arkadaslar, hersey birbiri ile senkronize, tren, otobus, bot. Swiss Pass'a 4 gun icin 200avro gibi bir para veriyorsunuz ama butun sehirler arasi tren, otobus, botlarda, butun sehirici ulasim araclarinda ve muzelerde gecerli. Dakik bir sistem de olunca benim ne kadar gezdigimi siz tahmin edin. Sadece ozel dag trenlerinde ek para veriliyor, onun icin de secmece yaptim, en cok istediklerim arasindan.
- Neyse, tren geldi 3 dakika sonunda ama 3 durak sonra durdu. Megersem bozulmus da adamlar otobus transferi ayarlayana kadar biraz daha yol tepelim diyorlarmis. Cunku bu trenden inip baska trene binecegiz Bern icin. Velhasil, yolda durduk, biraktik treni konduktor ile birlikte gelen otobuse bindik, ucurdular neredeyse ve sadece 1 dakika gecikme ile istayona ulastik, neyse ki 2 tren arasinda 5 dakika sure vardi :) Adamcagiz ozur dileyip ugurladi bizi. Okuyunca komik geliyor degil mi?
Posted at 02:24 AM | Permalink | Comments (0)
3.gun
Bir onceki gunku Alpler gezisi ve guzel hava sonrasi bugun yagmurla basbasayim. Hava soguk degil ama surekli yagiyor ben de Swiss Pass'imi da faydali bir sekilde kullanabilmek icin Bern'e gitmeye karar veriyorum.
- Is gununde yollarda olmak, trendekilerin cogu yabanci ama turist degil :) Isvicrenin 5'te, Zurih'in 3'te biri yabanci.
- Dil de yavas yavas Fransizca'ya kayiyor. Bu cok dilli olma konusu benim icin cok ilginc, sonraki gunlerde de cok ilgimi cekti.
- Baskent cok guzel gercekten, dolasmaktan bikmanin imkani yok, bir de yagmur yagmasa. 6km'lik ustu kapali carsisindan bosuna bahsetmiyorlar.
- Muzelerin cogu sabahtan kapali, ben de eski sehrin karsinda nehir kenarinda orman icinde yuruyus yapiyorum. Ayaklarim kuru, basimi agaclar koruyor.
- Einstein'in Bern'deki evine ziyaret, evin ici de cevresi de cok guzel. Adam da ilham bana Bern'deki evimde geldi demis zaten.
- Sehrin simgesi "ayi" oldugu icin bir kac tanesini evlat edinmis ve onlara nehir kenarinda park yapmislar. Ilk basta hayatta gitmem diyordum ama baktim kendi biralarini uretiyorlar. Guzel manzaraya karsi lokal bira deneme fikri iyi geldi. Gercek hep lokal birada dark dene dedigi icin, orta yanik ictim, cok guzeldi.
- Muzeler acildi, Alp Muzesi. 100 yillik dagcilik seruvenini anlatiyorlar. Benim hosuma gitti.
- Biraz hastayim, en iyisi trene bineyim dedim, hem sicak hem de biraz uyurum diye. 83 yasindaki teyzeden tavsiyeler esliginde Ren Selalelerine dogru yolculuga basladim.
- Yolda dusunceler : Isvicre'nin tarafsiz olma yolu kolay yol mu zor yol mu acaba? Dunya dertlerini asmislar mi, umurlarinda mi degil? Bu dagcilik olayi tam bir takinti onlar icin zaten. Hafta sonu daglardaydim lafini gururla soyluyorlar cunku.
- Ren Nehri Selalesi Avrupa'nin en buyuk selalesi imis. 23 m yuksekten akiyor vs.. Beklentim pek de yuksek degil yani ama gorunce fikrim kesinlikle degisti. Kesinlikle cok etkileyici, yaptiklari platform sayesinde neredeyse icine giriyorsunuz selalenin. Dusen suyun kaldirdigi su taneciklerinden karsi kiyiyi goremiyorum. Selalenin dibine bir de sato kondurmuslar zamanin, mesal diyari gibi bir yer.
- Yolda yagmur da durmustu zaten, nehir boyunca yukari dogru yurumeye basliyorum. Nehrin iki tarafinda karsilikli biri orman icinden biri su kenarindan yuruyus parkuru yapmislar. 1 saatlik bir yuruyus sonucu orta cag sehri Schaffhausen kentine geliyorum. Burasi da issiz guzel bir kasaba, aslinda Isvicre'nin ilk 10 sehrinden biriydi buyukluk acisindan ama bana kucuk geliyor tabi.
- Donus yolunda insan manzaralari. Sehirli ile tasraliyi birbirinden ayirmak artik cok kolay geliyor. Peki onlara gore ben nasil gorunuyorum acaba?
- Yine dusunceler, halk yonetimde birinci elden soz sahibi oldugu icin mi tarafsizlar, yoksa tarafsiz olduklari icin mi kararlari halkin vermesi sistemi yuruyor? Aklima hep 2. dunya savasi geliyor.
- Almanlarin ustunlugu var tabi artik sayica burada ama acaba halkin yapisinda Almanya ile Isvicre arasinda ne gibi farkliliklar var acaba?
- Isvicre'yi ilk kuranlar Kelt'mis, ciktilar yine karsimiza. Helvetia, simdiki Helvetica fontunun yaraticilari :)
Sirada "Glacier Expess" var, buzul diyarina yolculuk.
Posted at 07:18 PM | Permalink | Comments (0)
2.gun
Bugun Bernina Pass rotasini yapip, Alpleri asip Italya gittim.
- Konduktor bilet kontolunde : "Romansh konusamiyor musun? Nasil olur Isvicre'nin 4.resmi dili halbuki"
- Daglar, vadiler, viyadukler, tuneller, yesil, yesil ....
- Burda da sato vadisi var.
- Tirmanis,trenin tekerleri inliyor ...
- Hava gittikce soguyor, panaroma trenleri super de, yok mu soyle bir pencere kafami uzatip ruzgari yuzumde hissedebilecegim.
- Havada kekik ile lavanta karisimi bir koku.
- Buzul buymus demek ki :) Sarkan parcaya "dil" diyorlar :)
- Yan yana siyah ve beyaz goller.
- Heryerde insanlar dere tepe geziyor, 2000mt degil, mahalle parkindayiz sanki.
- Inise gecis, koku degisti, cam mi yoksa ?
- Isiniyoruz, birseyler tanidik gelmeye basladi.
- Italyanca isimli kasabalar ve Merhaba Tirano, Italya'dayiz.
- Aman tanrim, 30°C mi? Geri goturun beni daglara.
- "Un capuccino perforvore", 1,5avro, tanrim ucuz biryerde olmak ne guzel.
- Donus, aksam gunesi daglara vuruyor, kor oldum galiba, kisin burda nasil gozlerini acabiliyorlar ?
- Romansh ogrendim biraz, ama unuttum.
- Hey Turk olduguma Isvicreliler hic sasirmiyor, Hollandali bir cift ise onlari kandirdigimi dusundu :)
- Zurih gol kenari kasabalari kesfi.
- Bugun "Swiss National Day", gol kenarinda bayram kutlamalari, herkes kendi havai fisegi ile gelmis.
- Yarin yagmur geliyor.
Posted at 10:45 AM | Permalink | Comments (2)
1.gun
Basel havaalani sabah 5, tanidik bir yer benim icin. Yillar once Pinar'la yaptigimiz gezimizin bitis noktasi. Polis pasaportuma damgasini basar basmaz atladim hemen Zurih'e geldim. Merhaba Zurih, tekrar. Eve mesaj atmak icin telefona uzandim,actim ve pin kodumu hatirlayamadim, bir anda silindi zihnimden :) Gezi simdiden etkisini gosterdi yani.- Gol kenerinda guneslenmek ve yuzmek en dogal sey tabii ki
- Su cok guzel ve serinletici :)
- Peki ya mangal o da cok populer, kim demis Avrupali degiliz diye
- Insanlar sicak ve kolay
- Tanrim ayni anda ne kadar cok dil konusuyorlar
- 4 tane resmi dil var burada, 4. yu tahmin etmek imkansiz :) Varligindan haberim bile yoktu.
- Spagetti Factory yerinde, subesini bile acmislar :)
- Swiss Pass'imi da aldim, kim tutar beni, kesif baslasin.
Posted at 10:16 AM | Permalink | Comments (0)
Anlatması uzun, sonuç olarak eski rotadan vazgeçtim. Şu anda hangi yöne gideceğimden bile emin olamıyorum, o yüzden blogun adının "Küçük Kurbağa Nerede?" olması daha doğru :)
Posted at 01:55 PM | Permalink | Comments (0)
Yolculukların yorucu ama güzel taraflarından biri de yolculuk süresinin 2-3 katı bir süre alan hazırlık çalışmaları :)
Görülmesi vaad edilen güzelliklerin bulunması...
Posted at 11:41 PM | Permalink | Comments (0)
Yeni bir gezi yapmadan duramayacağımı anladım... Nedense birkaç yıldır kafamda kuzeye gitmek vardı, ilk hayalim Alaska'yı hatırlattığından muhtemelen.
Yıllarca Mari Boine ve Jan Garbarek dinleyerek düşledim oraları.
Posted at 01:07 AM | Permalink | Comments (0)